GELECEK İÇİN EMİN ADIMLAR.




türk dili
türk dili

Ülkenin bekası nasıl temin edilir?

 

Ülkeler nasıl kurulur? Bir ülke kurmak hiç de kolay olmayan bir durumdur. Başka bir yere bakmaya gerek yok kendi devletimize bakmamız bu zorluğu bize anımsatacaktır.Çok güç şartlarda, sıkıntı çekilerek varlığını bütün dünyaya haykıran bir milletin torunları, devletin ne demek olduğunu çok iyi bilir, bilmek zorundadır.

 

Ülkelerin varlığının devam edebilmesi için üç ana unsurun korunması gerekmektedir. Bir devlet, kendisini ebediyete taşıyacak unsurları, kendisi yaratmak durumundadır. Zaten bir devlet için ana gaye; bekasını sağlamaktır.

 

Bu gayenin yerine getirilmesinin ilk ayağı sınır bütünlüğüdür. Sınırlarımız, ülkemizin olmazsa olmazıdır. Kanla yıkanan bu toprakların değeri o kadar büyüktür ki, bir karışının verilmesi devredilmesinin düşünülmesi; bu vatana yapılan en büyük hainliktir. Nitekim bu ülke kurulurken ilan edilen misak-ı milli kararı da bu doğrultudaydı. Vatan bir bütündür, asla parçalanamaz!

 

İkinci temel ise; ekonomik bağımsızlıktır. Bir ülke ekonomisi başka ülkeler tarafından idare edilmemelidir. “Hangi devlet ola ki başkalarının nasihatleriyle yükselsin!” Osmanlı’nın son dönemlerinde kurulan genel borçlar idaresi ekonomik sömürü haline gelen devletin, en büyük kanıtıydı. Vergiler devlet tarafından değil, ekonomiye hakim olanlar tarafından toplanıp, serbestçe kullanılıyordu. Misak-ı iktisadi denen, ekonomik andı neden kabul ettik sanki. Bu devletin bekası için!

 

Son temel taş ise eğitim. Ülke kendi vatandaşlarını eğitmekle yükümlüdür. Kültürleme yoluyla gelecek nesilleri kendi temelleri doğrultusunda eğitmeli, bekasını sağlamalıdır. Eğitim, bir devletin geleceğinin temelidir. Nitekim ülkelerin, bütçelerinden büyük paylar ayırmasının nedeni de budur. Kültürün aktarıldığı bir nesil, devletinin temelinin daha sağlamlaşmasının canlı kanıtıdır. Yüce önder, bu konuda tevhid-i tetrisat kanunu’un çıkmasını sağladığında bütün bunların bilincindeydi.

 

Kültür ne ile aktarılır peki? Kültür, dil ile aktarılır. Dilin olmadığı bir devlette, kültür de olmaz. Kültürün olmadığı bir devlet, sac ayaklarından birini yitirmiş demektir. Dilini koruyan devletler, kültürünü diğer devletlere yaymayı başarmıştır. Yeter ki dilinizin ardında sağlam durmayı biliniz! Mustafa kemal, Türk Dil Kurumu’nun kurulması talimatını neden vermiş olabilir sizce? Vasiyetinde, bu kurumun korunmasının yer almasının nedenini düşünmek gerek.

 

Peki ya şimdi?

Sınır bütünlüğümüz, Yüce önderin çok güvendiği, Türk ordusu tarafından çok şükür korunmuştur, korunacaktır. Her ne kadar son yıllarda bu kurumun ne kadar yıpratılmak istendiğini genel kurmay başkanının açıklamalarından anlasak da, ordumuz burada ve dimdik. Anadolu yüzyıllardır bizim.bizim olan topraklar ne yazık ki satılma sürecine girmiştir: İstanbul’u fethettik yıllardır bizim ama galataport limanını, yani İstanbul’un göbeğini yabancıya satmayı da düşünmedik değil.Bu ülke alın teriyle kazanılan birçok kurum yabancıların elinde artık.Aman canım alan toprağıyla mı aldı ne yani alıp toprağı kendi ülkesine mi götürecek? Aslında bunu söyleyenler de haklı lakin; İsrail de alıp toprağı kendi ülkesine taşıyamadı…

 

Ekonomiye bakalım. Özgür, yerli yerinde akılcı, harika bir ekonomimiz var demeyi ne kadar da çok isterdim. Haftada 1 milyar dolar faiz ödeyen bir ülkeyiz. Bütçe açığımız o kadar fazla ki kapatmak için neyimiz var neyimiz yok satsak da borcu borçla bile kapatamıyoruz maalesef. Geleceğimiz peşinen satılıyor alınan her borçla. Bu borcu kim ödeyecek acaba? Gemiciği olanlar mı? Ya da ampul, yumurta şirketi sahipleri mi? Bu ülkenin emekçisi, eğitimcisi, memuru sefalet çeken halkı ödeyecek tabiî ki de!

 

Uygulanan politikalar Osmanlı’daki kapitülasyonları getiriyor aklıma; düşük kur, yüksek faiz. Yani ucuza giren ithal mal yüzünden yerli üretim satmasın, şekerpancarı üretme, git Brezilya’dan şeker kamışı al diye. Buğday ambarı olarak bilinen Konya’mız artık bizi besleyemiyorsa, ya da beslemesi istenmiyor da dışardan parayı verip de düdüğü çalıyorsak, bayağı zengin ülkeyiz demektir herhalde. Biz neden üretelim paramız var gider alır geliriz!

 

 Şu  IMF, Osmanlı’nın iliklerini kurutan duyun-ı umumiye denen kurumun bir benzeri değil mi acaba? Her yıl yetkililer damlar ülkeye, gözden geçirir, ne var ne yok bir yoklar, alacağını alır gider. Memura, öğretmene maaşını aman fazla veriyorsun diyen de onlar değil midir? Sanki ekonomimizi onlar yönetiyormuş gibi geldi bana. Umarım öyle değildir! Ama hamdolsun ekonomi tıkırında hala.

 

Gelelim son ayağa: Eğitim ve dil. Eğitime bakınca hayretler içerisinde kalabilirsiniz. Binlerce okulda üç kuruşa çalıştırılan, aç bırakılan, haysiyeti kırılan, kategorize edilmiş nice öğretmen bir yanda umutsuzca yaşam mücadelesi verirken; diğer tarafta bu ülkenin çocukları bilgiye, kültürlenmeye aç, beklemekte. Okulsuz köyler, ya da öğretmen vasfından yoksun insanların bu ülkenin geleceğini oluşturmaya çalışması. Eğitim sisteminin neresinden tutarsan elinde kalan cinsten. Son zamanlarda her gazetede eğitimsizlik haberleri aldı başını gidiyor. 220.000 öğretmen işsiz, 150.00 öğretmense üç kuruşa çalıştırılmakta. Ekonomi bu kadar iyi madem neden bu ülkenin bekasının temelini atmak için, eğitime gereken değer verilmez? Cumhuriyetin ilk yıllarındaki imkansızlıklardan daha mı beter durumdayız yoksa? İlk yıllarda eğitime verilen önem neden şu an göz ardı edilmekte!

 

Anadilin öğretilmeye çalışılması gerekirken, bu ülkenin anadil öğreticileri dışlanmaktadır. Bunun yerine dış öbeklerin dilleri ödüllendirilmektedir. Yabancı dilde eğitim veren kuruluşun anlamı nedir? Kendi ülkemde neden farklı bir dilin bu kadar serbestçe yayılmasını sağluyoruz? 4.-5. sınıflara uzman yabancı dil öğreticisi görevlendirilir ama  kendi dilimizin öğreticisine gerek olmasın. Hala üniversitelerde Türkçe dersi verilmektedir, nedeni temelin iyi atılmaması olabilir mi acaba? İlköğretimde 4,5,6,7,8 de verdiğiniz Türkçe dersi bir ömür boyu kullanacağınız dilin temelidir. Ne yazık ki yabancı unsurların diline verilen değerin yarısını kendi dilimize veremedik!

 

Bu ülkenin dili bu kadar değersiz görülmemeli. Biz dilimizle varız dilimizle olacağız. Bu ülkenin anadil eğiticileri olarak bu yabancı hayranlığı karşısında haykırmaya devam edeceğiz. Dilini unutan bir ülke, geleceğinden nasıl emin olabilir? Dilimizle vardık, dilimizle var olacağız! Göktürk kitabelerinde yazılan dilimizden bu yana gelişimi devam eden dilimize son yıllarda yapılan haksızlıklara bir dur demek gerek. Yanlış politikaların yakın takipçisi olacağız ve bu onurlu dil bayrağımızı ebediyen taşıyacağız.

 

Volkan korkmaz.




Yorum(lar)

dilimizn yok edilmesi zaten politik bir oyun değil mi? topla tüfekle elde edmedikleri bu topraklarımızı, bizleri kendilerine köle yaparak, milli benliğimizden uzaklaştırarak yapabilirler ancak. onun uğraşındalar zaten. bir an önce silkelenip kendimize gelmemiz ve dilimize sahip çıkamamız gerek ki kendimizden kopmayalım. kalemine sağlık volkan hocam, çok önemli yerlere değinmişsin. Senin de dediğin gibi yanlış politikaların yakın takipçisi olacağız ve bu onurlu dil bayrağımızı ebediyen taşıyacağız. bu muhteşem dilimizden vazgeçiremeyecek kimse bizi.

Gönderen: ANAÇ || 18 Ekim 2008

DİL ANA UNSUR DEĞİL , KÜLTÜRÜN BİR PARÇASI. YAPILAN DA KÜLTÜREL SAVAŞ. VE BİZ SAVAŞMIYORUZ. SAVUNMA BİLE YAPMIYORUZ.

BU MESELE 1-2 KİŞİNİN DEĞİL TOPLUMUN MESELESİDİR. ÇÖZÜLÜRSE DE TOPYEKÜN BİR MÜCADELE İLE ÇÖZÜLÜR.

O MÜCADELE DE OLUR MU? – NEDEN OLMASIN. YETERKİ O İRADE SERGİLENSİN YÖNETİM KADEMESİNDE.

.

Gönderen: Mehmet Çağatay || 18 Ekim 2008

Sağol Volkan Hocam, diline yüreğine sağlık.Bunlar gerçekten çok önemli konular.Ben de ilköğretim 6,7,8.sınıflarda Fen bilgisi ve Matematik dersini İngilizce görmüş ( bir dönemin Anadolu liseleri vakası) bir Türkçe öğretmeni olarak, çok önemli bir yaraya parmak bastıgınızı düşünüyorum. Prof. Dr.Oktay SİNANOĞLU, ODTÜ’ye, Boğaziçi Üniversitesi’ne , Yıldız Teknik’e çeşitli seminerler için geldiğinde,kendisinden seminerleri ingilizce anlatması istenir.( Kendisi ingilizce başta olmak üzere bir çok yabancı dili akademik düzeyde bilir.)O da der ki, ”Allan korusun! Ben bir Türk çocuguna, Türk okulunda ,bir Türk olarak İngilizce konuşacağım ha! Siz ne yaparsanız yapın ben o kadar şerefsiz değilim!”.” Aklı başında hiçbir ülkede yabancı dil, kendi dilini bırakıp da bütün dersleri başka bir dilden anlatmak suretiyle öğretilmez, bunu bilesiniz!” (Bkz.Hedef Türkiye, Oktay SİNANOĞLU,s.105) Başka söze ne hacet… Siteniz hayırlı olsun…

Gönderen: Sevgi KARAHAN || 23 Ekim 2008

teşekkür ederim sevgi hocam.verdiğin destekten ötürü çok mutluyum.dilimize sahip çıkmaya çalışacağız.

Gönderen: beydeba08 || 23 Ekim 2008
Yorum yapın

(gerekli)

(gerekli)