Sayın Başbakanım (Başbakana mektup)
Sayın Başbakanım, Ben binlerce mağdur öğretmen adayından, Türkçe öğretmenliği mezunu bir aday öğretmenim
Mağduriyetim KPSS’den düşük puan aldığımdan değildir. (Zaten KPSS’den 100 puan alsam da bu öğretmen olmama yetmemektedir.) Mağduriyetim Milli Eğitim Bakanlığının bizzat kendisidir, kendi yönetmeliğini uygulamamasıdır. MEB kadrolu öğretmen atama dönemlerinde devlet memuruyken bir eğitim fakültesinden mezun olanları “Kurumlar Arası İlk Atama” yöntemiyle öğretmen olarak almaktadır. MEB her atama döneminde hangi branştan kaç öğretmen alacaksa (kadrolu olarak), o sayının % 2 si kadar bir kadroyu “Kurumlar Arası İlk Atama”, atama şeklinden yararlanacak devlet memurlarına ayırmak zorundadır. Ayrılması gereken bu kontenjandan yaralanacak devlet memurları arasındaki seçim de memuriyetteki kıdemlerine bakılarak yapılır. Ne var ki, bu yönetmeliğe (Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği) MEB 2005 Şubat ayından bu yana uymamaktadır. Ya hiç kontenjan ayırmamaktadır ya da % 1 e bile denk gelmeyen cüzi rakamlar ayırmaktadır. Bu da bir yığılmaya sebep olmakta ve memuriyetteki hizmet süreleri esas alınarak bir alım yapıldığından, bir memurun öğretmen olabilmesi için bulunduğu görevde en az 8-10 yıl çalışması gerekmektedir. Ben lise düzeyi yapılan KPSS’den aldığım yüksek puanla hem aileme yardımcı olmak hem de okul masraflarımı karşılamak için 2005 yılında, üniversite 2. sınıftayken yardımcı hizmetler kadrosuyla devlet memuru oldum. Halen de bir kamu kuruluşunun lokalinde hizmetli olarak çalışmaktayım. Geceleri işe, gündüzleri de okula giderek okulumdan başarıyla mezun oldum. Öğretmen olarak devletime hizmet edeceğim sırada, yukarıdaki nedenlerden dolayı hemen öğretmen olamayacağımı anladım. Öğretmen olabilmem için o cüzi kontenjandan faydalanabilirdim. O haktansa: Asgari 9 yıl kıdem kazandıktan sonra faydalanabileceğimi, mevzu bahis yönetmeliğin uygulanmamasından kaynaklanan yığılmadan anladım. Ben halen tuvalet yıkıyorum, bulaşık yıkıyorum ve iskambil oynayanlara çay kahve servisi yapıyorum. Derdim iaşem olsaydı: Öğretmen maşına yakın bir ücret alarak, üstelik kendi memleketimdeki işimi bırakmak ister miydim? Derdim nispeten kolay bir işte çalışmak da değildir. Zira herkesçe malumdur ki öğretmenlik, kolay bir meslek değildir. Üstelik ben bütün öğrencilik hayatım boyunca tarlalarda gündelikçi bir işçi olarak çalışmak dâhil, şimdi yaptığımdan çok daha zor işlerde çalışıp, para kazanmışımdır. Ben kurumlar arası atama biçimiyle öğretmen olmayı (yönetmelik uygulanmadığı için bu yolla öğretmen olabilmem için MAKAM OLURU! gerekir) beklerken, Lale Kahraman VAN Yüzüncü Yıl Üniversitesinde “Daktilograf” unvanı ile memuriyet yaparken, VAN Kahraman Çocuklar Kız YİBO’na 2008–2 atama döneminde Sınıf Öğretmeni olarak naklen atanıyor. Aynı şekilde Nuran Yavuz da VAN Yüzüncü Yıl Üniversitesinde “Yardımcı Hizmetler” unvanı ile memur iken daha sonra VAN Kahraman Çocuklar Kız YİBO’na 2008-2 atama döneminde Sınıf Öğretmeni olarak naklen atanıyor. 2008-2 atama döneminde Sınıf Öğretmenliğine “Kurumlar Arası Geçiş” ile atanan bir memurun hizmet süresi (torpilsiz atama) en az 7,6 yıl iken, nasıl oluyor da 2 yıl hizmeti olan Lale KAHRAMAN ve Nuran YAVUZ Kurumlar Arası Geçişle, hizmet süreleri dikkate alınmaksızın atanıyor? (Bunların hep VAN’da olması “Tesadüfün iğne deliği” dedirtiyor insana.) Eğitim hayatım 16 yıl sürdü. Bu 16 yıl da 16 saniyelik muvakkat bir zaman dilimi yoktur ki bana vatan sevdasından başka bir sevda anlatılsın. Ya da ülkeme hizmet etmekten başka bir hizmet sevgisinin tohumları içerime serpilsin. Tamam ben Akşemseddin değilim, Fatih yetiştirecek istidadım yoktur. Ancak vatanperver bir polisi veya askeri, ülkesinin birliği ve menfaati için çalışan, adam kayırmacılık yapmayan bir bürokratı, hastalarının canını kendi canı gibi kıymetli bilerek çalışan bir doktoru yetiştirebilirim. Başbakanım, takdir edersiniz ki benim yaptığım işi sağlığı yerinde olan herkes yapabilir. Ben şu an ülkeme hizmet ettiğimi düşünmüyorum. Sadece maişet derdiyle uğraşan birisiyim. Ülkemin menfaati için elimden gelebileceklerin hiçbirisini, yukarıda da zikrettiğim gibi MEB yüzünden yapamıyorum. İnanıyorum ki, ülkem için daha hayırlı bir iş yapabilirim. Ülkeme hizmet için n’olur müsaade verilsin. Sayın Başbakanım, sizce bu konu Adalet ve Kalkınma Partisinin hangi harfini alakadar eder?
Mağdur Öğretmenler adına SERMED
Mehmet Çağatay
Posta
bunu başbakana bizzat gönderin hocam..lütfen bunu ulaştırın tabi ulaştırmadıysanız..görev aşkınız ve vatanperverliğinizden ötürü sizi yürekten alkışlıyorum..saygılarımla…
tek bir harfini bile ilgilendirmiyor bu yaşananlar!
insallah sessimizi duyurabiliriz.
Eğitim kurumlarının durumu şartlar belli tamamen sömürgeci bir mantıkla Anadolu liselerinde Matematik,Fizik gibi anlaşılması zor dersleri, bütün dersleri İngilizce ögrettiler ve ortaya şimdiki hepimizin çok yakından tanıdıgı yarı İngilizce yarı Türkçe konuşan özenti bir gençlik oluştu öyle ki bu gençlik sırf İngilizce diye anlamını bilmedigi ve çogunlukla ahlak dışı yazıların bulundugu kıyafetleri giydi caddeler sokaklar hep o Recaizade Mahmut Ekremin romanlarında geçen o özenti, içi boş, benligini kaybetmiş, kendinden, özünden utanan insanlarla doldu.Biz Türkçeciler buna yozlaşmaya en duyarlı olan topluluğuz. Hepimiz bu ülkenin evladı, gelecek vaad eden pırıl pırıl gençleriz.Sayın Bakanım diline benliğine özüne sahip çıkmak isteyen bu gençlige kulaklarınızı tıkamayın.TÜRKÇE’NİN ÖNÜNÜ KAPAMAK; TÜRKİYE’NİN ÖNÜNÜ KAPAMAKTIR…