MÜCADELENİN HAKLILIĞI (4)




MÜCADELENİN HAKLILIĞI (4)

Birey , konuştuğu dili hazır bulur.Bu yüzden dil toplumun bireye en büyük mirasıdır.Aile,çevre,okul aracılığıyla milletin asırlar boyunca biriktirdiği tecrübeler ,bireyin içinde yaşadığı kültür anadil sayesinde bireye aktarılır.Gelişim psikolojisinin alt dalı olan dil gelişimine göre ise birey doğuştan dil öğrenebilmek için özel bir mekanizmaya sahiptir ve bu mekanizma sayesinde çevrede konuşulan dili içselleştirerek anlama ve konuşma faaliyetlerini gerçekleştirir.Dilin gelişmesi de çevresel koşulların ve alt yapının sağlanmasıyla mümkündür.Bu noktada bizi ilgilendiren bu alt yapının ve çevresel koşulların bireyin dışında gerçekleşmesi yani dil bilincine sahip insanların o çevresel koşulları oluşturması ve bireyi bu doğrultuda yönlendirmesidir.Bu da öncelikli olarak ailenin daha sonra eğitim sisteminin ve bu sistemin işlemesinde doğrudan rolü olan biz ana dil öğretmenlerinin görevidir.

Ne yazık ki bir önceki yazımda da kısaca değindiğim gibi bugünkü koşullarda ülkemizde bu hasıraltı edilen gerçek ancak ve ancak bu konuda hassas olan ve bilinçli olan insanlar tarafından görülen bir gerçektir. Çok geç olmadan müdahale edilmesi gereken ve doğru müdahale edildiğinde kendi çıkarlarımıza döndürebileceğimiz bir gerçektir. Tarihte bilinen ilk Türk hükümdarı Metehan Çin’i neden işgal etmediyse bugün yapmamız gereken de aynı türden bir müdahaledir.Metehan Çin’i işgal etseydi bugünlere kalan bir Türk milleti olmayacaktı. Peki bu hasıraltı edilen gerçek kimlerin işine yaramaktadır. Uzun yıllardır üzerimizde dolaşan bu kara bulut kültür emperyalizminin kara bulutudur. Göğüs göğse muharebede sırtımızı yere getiremeyen alçakça haince bir şekilde bu vücudu ayakta tutan ruhu ele geçirmeye çalışan Atatürk’ün de yıllar öncesinden biz Türk gençliğini uyardığı dış mihraklar.Tabi Atatürk bizi sadece dış mihraklar konusunda uyarmamıştı O sözün devamında bir de dahili bedhahlar var ki asıl sakınmamız gereken onlardır.

Tarihte birçok ünlü düşünür yazar ve devlet adamı tarafından sabitlenmiş ve kabul görmüş bir düşünce var ki bir devleti, milleti yok etmek istiyorsanız öncelikle onun dilinden başlayın.1940’lardan beri yani ikinci dünya savaşından sonra İngilizce’nin dilimiz üzerindeki zararlı etkilerini kabul etmeyenimiz kuşkusuz yoktur. Son 30 yıldır ise dil ile birlikte kültürü de yaşantımızı hızla ele geçirmeye başladı.Siz İlköğretimin 4. sınıfındaki daha yaşı 10 olan öğrencinin ,zihin gelişmini,düşünce gelişimini daha tamamlamamış daha kendi dilinin bilincine önemine varmamış öğrencinin bilinçaltına İngilizce’yi çivi gibi çakarsanız kendi kuyunuzu kendiniz kazmış olursunuz.Ne idüğü belirsiz bir dile sahip ,milli kültüründen mahrum içi boş bir nesil yaratırsınız.Kaldı ki etrafınıza baktığınızda bu acı gerçeğin ne kadar doğru bir tespit olduğunu görürsünüz.Türkilizce’ye dönüşmüş bir dil gençliğin ağzındaki. Bu noktada atalarımıza kulak vermek çok yerinde olur : “Ağaç yaş iken eğilir.”

Uyan Ey Türk Milleti yoksa uyandığın sabah en kara günün olacak !

Burçin Yılmaz

13/01/2009

Yazı Dizisi

Yazı:    1 -   2 -   3 -   4




Yorum(lar)

bizim milletimiz ne zaman kendi kültürünün değerini bildi ki zaten. Sürekli birilerine özenti, onlara benzeme çabası.
Öz zenginliğimizin farkına varabilmemiz gerek artık. Yoksa ortada öyle bir zenginlik de kalmayacak. Ülkem insanı gibi kültürüm de, dilim de muhtaç ve yoksul kalacak.

Gönderen: Mehmet Çağatay || 14 Ocak 2009

Hocam çok ama çok karmaşık bir mesele..İçteki maşalar olmasa bizi bizden olanlar vurmasa yıpratmasa gene bu gidişe dur denilebilir..Millet olarak sahte parıltılara gözümüz kamaşıveriyor birden..O sahte parıltıları da ortaya çıkaran gene bizi içimizden vuranlar..Çok sistemli yıpratılıyoruz..Buna dur demenin yolu da gene sistemli bir karşı koyuş..Ancak korkarım ki cesaretli olan insanları da bezdirir bu zalim ortaklık..O kadar zayıf bir kültürümüz yok ama dedim ya bizi bizden olanlar dirayeti gücü elinde bulunduranlar bu oyunlara alet olmasa şekilcililten çok öze manaya önem verilse önümüzde kimse duramaz..Ülkemin hali ortada..Ülkeyi ayakta tutan her şeyi ortadan kaldırmaya çalışıyorlar..Bunu bir de bu millete iyilik diye sunuyorlar..Cahil halkımsa kanıveriyor..Çok ayağı var hocam meselenin..Politika ahlakı barındırsaydı geçmişten bugüne dek yüzü ak gelebilirdi..İçler acısı durumdayız dili düzeltmek öncelikle hakim zihniyeti düzeltmekten geçer ki asıl umutsuzluk asıl korku orda başlıyor..

Gönderen: Deruni Kadim || 14 Ocak 2009

“cahil halkım” dedin ya, bencer işin özü orada. Dur diyebilecek, gidişatı değiştirebilecek yegane unsur halk bence. Ama halk cahil. Bunu sorgulamak gerek bu halk neden cahil?
fakir fukara edebiyatı sakın yapılmasın, cahillikle fukaralığın alakası yok. Millet ruhunu kaybetmiş. Neden düşünmüyor.? ve bir çok soru…

Gönderen: Mehmet Çağatay || 14 Ocak 2009

Çünkü düşünceler ve düşünenler kuduz köpekler gibi kovalanıyor hocam bu ülkede..

Gönderen: Deruni Kadim || 14 Ocak 2009

hani birtakım insanların dillerinde dolanır şu söz; “Baskılar bizi yıldırama.” diye. bir-iki gün baskı görürsün sonra etrafındakile çoğalır, çoğalır, çoğalır.. ardından o kuduz köpek gibi kovalayanlar bu kalabalığa diş geçiremeyeceklerini anlar ve vazgeçerler.

Gerekli olan ne: Büyüyebilmek, cesur olmak..

Sanırım milletimiz cusur değil. Ve bu durum yeni bir Mustafa Kemal’in çıkmasına engel. Ben her şeyi “kuduz köpeklere” bağlamam hiç bir zaman. o dirayet gösterilsin yeterki. Köpeği boğacak cesaret, yürek.

Gönderen: Mehmet Çağatay || 14 Ocak 2009

Yok hocam kasttettiğim kuduz köpek gibi kovalanan düşünenler düşünceler..Millet düşüneni düşünceyi hep hor görmüş elinde kitap olandan hep uzak durmuş onu kendinden soyutlamış tecrit etmiş yalnızlığa itmiş onu bir tehdit unsuru algılamış..e o kuduz köpek de ne yapsın münzevi hayata alışmış..Aslında herşey etikle ilgili..yani hani bir söz var bir ülkede namuslular en az namussuzlar kadar cesaretli olmalıdır..Evet inançlı olan mücadeleye inanmış olan bizler inançlı olmalıyız ki büyüyelim..Değerli düşüncelerin için teşekkür ederim..

Gönderen: Deruni Kadim || 15 Ocak 2009

Cesaretli olalım ki büyüyelim..

Gönderen: Deruni Kadim || 15 Ocak 2009

Hocam yazını çok beğendim,eline sağlık.
Ne olacağız böyle bilmiyorum ama gündem o kadar meşgul ki bizim sesimizi duyan yok.Bizi ve gelecek kuşakları düşünen, Türk dili hassasiyetini kavramış kişiler yok.Bir gün olur birileriyle hırsa gelir konuşurlar öbür gün yok!Sus pus bir millet olduk kendi dilimizi koruma çabasına bile lüzum olmamasına rağmen, konuşur konuşur susar olduk!Kendimiz söyler kendimiz işitir olduk.Her işittiğimizde içimizden parçalar kopan sonra da yitip giden unutulan yine biz,koruyanlar,olduk.
Gerçek manada diline önem veren onu koruyan kişiler azınlıkta. Madem tarih dersimiz var hiç mi bir şey öğretilemedi…Tarih tekerrürden ibarettir ders alın denmedi mi?Küçücük bir çocuğun temiz lisan konuşması değil de çat pat söylediği yabancı sözcükler pekiştiriliyor.Haydi o çocuk, insanımızda bilinç nerde?Akıl nerde kaldıı nerde kaldı alınan dersler.Türkçe derslerinde bir yazarı sevdirmek için neden uğraşıyoruz ya da bir sözü?Buna gerek bile olmamalı.Hata eğitim sisteminin temelinde.Hata zihniyette.Durum ise vahim.
Dediğiniz gibi, ne olursa olsun çabalara devam etmeliyiz.

Gönderen: Tuğba Kağızman || 16 Ocak 2009

Teşekkür ederim canım..Zaten mesele de zihniyette..En temelde yatan bu..Osmanlı yıkılmaya yüz tutmuşken bu kendine aşırı güveni gözlerini kör etmişti..Biz koskoca Osmanlıyız ne olur ki bize..İşte bu düşünce yüzünden ne olup bitenleri kavrayabildik ne de değişenleri..Ne de içimize kadar sızanları ve değiştirmeye çalışanları..İşte onlar var olduğu müddetçe korumaya çalışanlar hep olacak..İnanacağız ve korkmayacağız..

Gönderen: Deruni Kadim || 16 Ocak 2009
Yorum yapın

(gerekli)

(gerekli)