MÜCADELENİN HAKLILIĞI (3)




MÜCADELENİN HAKLILIĞI ( 3 )

Diller arası etkileşim kaçınılmazdır ancak; kaçınılmaz olan etkileşimdir,başka bir dilin emperyal baskısı altında kalmak değil!! Bilindiği gibi Türk milleti çok geniş coğrafyalarda yurt tutmuş,çok köklü bir maziye sahip bir millettir.Millet olabilmenin yegane unsuru kültür ortaklığıdır.Kültürün devamlılığı ise en belirgin özelliği canlılığı olan dil sayesinde gerçekleşir.Etkileşimin kaçınılmazlığı da dilin bu özelliği ile birebir örtüşmektedir.Tarihin her döneminde farklı diller konuşan toplumlar gerek savaşlar gerek ticari ilişkiler sonucu birbirleriyle iletişim halinde bulunmuşlardır.Bilimsel alandaki ilerlemeler ,sanat alanındaki gelişimler ticari antlaşmalar vb. farklılıklar diller arası paylaşımı kaçınılmaz kılmıştır.Bu noktaya kadar bir sorun gözükmemektedir ancak;farklı renk ve tatlar alarak zenginleşmek farklıdır bütünüyle rengini kaybedip başka bir renge bürünmek farklıdır.Bizim korkularımız, bizim kutsal olanı koruma anlayışımız,bizim mücadele nedenimiz bir türlü dillendiremediğimiz fakat sezi ve his kanallarımızda apaçık vücut bulan sinsi bir planın günbegün su yüzüne çıkmasıdır.

Gelin tarihte kısa bir yolculuğa çıkalım. Dilimizin ne tür tahribatlara uğradığına ve ne tür zenginlikler kazandığına kısa kısa değinelim.Türkçe’nin en eski yazılı eseri olarak bildiğimiz Orhun Yazıtlarında yabancı bir dilin etkisini görmek neredeyse imkansızdır.(Çince’den girmiş birkaç sözcüğü saymazsak ) Uygur döneminde Türkçe zenginleşme adına ilk adımlarını atmaya başlamıştır.Yerleşik hayata geçerek farklı bir dini benimseyen (Maniheizm) Uygurlar döneminde Türkçe’ye birtakım dinsel öğeler girmiştir.Ancak Uygurlar yabancı kavramlara Türkçe’nin o zengin türetme cevherini kullanarak Türkçe karşılıklar bulmakta zorlanmamışlardır;çünkü bu konuda çaba göstermişlerdir.İslamiyetin kabulüyle birlikte 10.yy Karahanlı metinlerine baktığımızda dilde henüz Arapça ve Farsça’nın hakimiyetinin tam olarak yerleşmediğini görürüz.Karahanlılar da Türkçe’nin önemini kavrayarak bu konuda hassasiyet göstermeyi bilmişlerdir.12. yy’a geldiğimizde ise yavaş yavaş Arapça ve Farsça’nın Türkçe üzerindeki etkisi hissedilmeye başlar.12.ve 16.yy. arası ise Türkçe’nin artık Türkçe olmaktan uzaklaşarak farklı bir nitelik kazanmaya başladığı dönemdir.Öyle ki gelecek nesillerin geçmişe yabancılaşmasının atalarının dilini bir türlü anlayamamasının önünü açan bir kirlilik ortaya çıkar.Arapça ve Farsça sözcükler;tamlamalar neredeyse dilimizdeki Türkçe sözcük ve tamlamalardan daha fazla duruma gelir.Elbette ki bunda Divan edebiyatı şairlerinin rolü çok büyüktür.Ancak bunun altında kötü bir niyet aramak mümkün değildir.Avrupayla ilişkilerin başlaması Fransızca kanalıyla gerçekleşmiş ve Tanzimatın ilanıyla Fransızcanın dilimize sızması hiç de zor olmamıştır.Bunda batı hayranı , taklitçi kimi aydın ve yazarlarımızın rolü büyüktür.Ancak Fransızca’nın dilimize verdiği hasar Arapça ve Farsça kadar büyük olmamıştır.2. Dünya savaşından sonra ise sahneye İngilizce çıkmıştır.Günümüzde de Türkçe üzerindeki zararlı etkileri devam etmektedir.

Yabancı dil öğretimi dünya ile ortak bir paydada toplanmak adına çok büyük bir önem taşımaktadır. Bunu reddetmek, görmezden gelmek at gözlüğü takmaktır ki bizim derdimiz o değildir. Bizim sıkıntımız şurada başlamaktadır. Yabancı dil öğretimi gereklidir ancak ; ilköğretimin 4.sınıfındaki öğrencinin bilinçaltına çivi gibi çakılması, yabancı dil öğretimine önem verildiği kadar Türkçemizin, anadilimizin öğretimine önem verilmemesi ilk adım olarak dil bilinci kazandırılmadan milli şuur aşılanmadan böyle bir politika izlenmesi ister istemez o su yüzüne çıkan sinsi planı zihnimizde canlandırmaktadır.Bu noktada Mehmet Kaplan hocamızın şu düşünceleri çok manidardır : “Türkler , kendilerine has kültür değerlerini bilmedikleri, onlar üzerinde kafa yormadıkları,onların milli varlık bakımından taşıdıkları değeri ölçemedikleri için,pek çok şey kaybetmişlerdir.Bir millet,kendisini hiçe sayarak yabancıların manevi kölesi olursa , er geç maddi kölesi de olur.Hikmetin esası , ferdin ve milletin kendi kendisini bilmesidir.Milli şuur kendi milletinin varlığını tanımak ve bilmek demektir.”

Burçin Yılmaz

24/12/2008




Yorum(lar)

ellerine sağlık burçin hocam… :)

Gönderen: eray.sener || 25 Aralık 2008

Yazını çok beğenim Burçin,eline sağlık hocam.
Aslında fikir doğru fakat uygulamada aksaklıklar oluyor.Bence öğrencilere yabancı dil öğretilirken ,günlük dilde yabancı sözcüklerin kullanılması Türkçemize zarar verir, uyarısı yapılmalı.En azından Türkçe konuşurken araya giren o birkaç sözcüğün insanı göklere çıkarmayacağı(!) öğretilmelidir.
Bir dil bir insandır.Bunun anlamı o dille yoğurulmuş,o dille kendini ifade edebilen kişi demektir.(Peki yarı TÜrkçe yarı yabancı dil konuşana bir tabiriniz var mı?)
Çok değil beş çocuğu konuşturun…

Gönderen: Tuğba Kağızman || 29 Aralık 2008

Dil bilmek ayrı dil öğrenip kendi dilini yozlaştırmak ayrı.Yazında da belirttiğin gibi Burçin diller arası etkileşim illa ki olacak ama bu etkileşim senin diline zarar veriyorsa bir yerlerde hata var demektir.Anandiline yapılan haksızlığın nedenini yazının son cümlesinde yer verdiğin Mehmet Kaplan’ın sözleri açıklıyor zaten.Yabancılara verdiğimiz benliğimiz.

Gönderen: turkceci_61 || 29 Aralık 2008

Arkadaşlar yazı dizimin 4.bölümünde bu konuya daha ayrıntılı yer vermeye çalışacağım..Dil bilinci aşılanmadan yabancı dil öğretimi bir millet için çok tehlikelidir..Değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim..

Gönderen: Deruni Kadim || 30 Aralık 2008
Yorum yapın

(gerekli)

(gerekli)